Kış Yarışması!

  • SeasonGreetings2018_Snowballfight-Kingdoms-Forum-contest-1.jpg


    Sevgili oyuncularımız,




    Kış geldi ve festivaller bir kez daha kapıda belirdi! En sevdiğiniz Travian Kingdoms hikayesini paylaşabileceğiniz veya Travian dünyasındaki yeni özel başarılardan bir veya daha fazlası hakkında kurgusal bir hikaye yaratabileceğiniz bu yılki kış yarışmasına sizi katılmaya davet ediyoruz.


    Koşullar:


    • 150 ile 300 arasında kelime yaz
    • Travian Kingdoms dünyasında geçmeli
    • Aşağıdaki anahtar kelimelerden en az 3'ünü ekleyin:

    o Menhir(veya Taş Anıt)

    o Oops…

    o Küçük Picasso

    o Hiç kimse örümcekleri sevmez

    o Balıkçılık

    o Ağlama! Yeni arkadaşlar bulacaksın!


    Ödüllerini alabilmeniz için avatar adınızı ve oyun dünyanızı ekleyin.


    Yarışma 28.12 gece yarısı sona eriyor, böylece ödülleri Yılbaşı Gecesi'nden önce verebileceğiz. Tüm öyküleri okuyacak ve 10 kazanan seçeceğiz.


    İç jürinin kriterleri:

    • Tüm koşullar yerine getirildi mi?
    • Okurken ne hissettim?
    • Hikayede kaç beğeni almış?


    Ödüller:

    • İlk 3 hikaye 150 Altın alacak
    • 7 ek hikaye 100 Altın alacak
    • Her 50 hikayede 1 ek ödül, 100 hikayeye ulaştığımızda


    Lütfen sadece beğenilerin değerlendirmeye dahil edildiğini unutmayın. Bu nedenle, diğer paylaşımları beğenmemek(dislike butonuna basmak) size yardımcı olmayacak ve hoş görülmeyecek.


    Hikayelerini duymak için sabırsızlanıyoruz!


    Mutlu tatiller!


    Travian Kingdoms Ekibiniz

    --


    Odin


    Community Manager
    Travian Kingdoms TR

  • Kopuk_Hoca

    Com3


    Uzun soğuk bir kış akşamında,etrafta derin sessizlik vardı.

    ileride ışıkları gözüken ve meydanında ateş yanan köyleri izlerken,

    Bu kış çok soğuk olacak dedi içinden ve doğu bölgesine gidip küçük mahmuz ve miğfer almayı düşündü,

    Hemen uzaktan izlediği o küçük ağaçlardan yapılmış eve tekrar baktı ve

    içlerinden kapısının turuncu ve ortasında yuvarlak cam olan eve girdi.

    İçeriden eşyalarını aldıktan sonra arkadaşı Gaul ile yola koyuldular doğu bölgesine doğru.


    Şimdiki adı wednesday eski ingilizceye göre wodensday olan kutsal çarşamba'yada ismini veren

    M.Ö.2 yy cermen mitolojisinde Woden olan Tanrısına karşı son kez duasını eden küçük Picasso arkadaşı ile yola koyuldu.


    Aradan geçen zamanda ne kadar yol gittiklerinden kaç gecedir yolda olduklarından haberleri yoktu.

    Yolda yürürken Gaul Picasso'ya arkasında sanki birisinin olduğunu ve bu kişinin uzun boylu kalıplı olduğunu

    düşündüğünü söyler.

    Picasso'yu titreme almıştır ve soğuk terler dökmeye başlamışlardır Gaul ile topuklar arkalarına

    çarparcasına kaçmaya başladılar.


    Oops...


    Karşılarındaki manzara karşısında hiç hoşnut olmadıklar yüzlerinden okunuyordu.

    Taş duvarlar üzerinde örümcek ağları ve yerlerdeki iskeletleri gören ikili mağarada olduklarını fark ettiler

    duvarlarda koskoca örümcekler vardı.


    Hey Picasso ne dersin Hiç kimse örümcekleri sevmez ha diye seslendi Gaul.


    Biran önce bu mağaradan çıkmayı istiyorlardı hafif karanlık mağarada yürürken birden bire geniş

    karanlık bir çukur içerisine düştüler.

    Gözlerini açtıklarında arkalarında büyük üzerinde mavi yazılar yazan bir Menhir gördüler

    üzerindeki yazıyı Gaul okumaya çalıştı ama zorlandı.

    Picasso birden bire okumaya başlayınca Gaul şaşırmıştı.

    Üzerinde mavi işlemeler ile Neopaganlar tarafından kabul edilen yüce Odin ismine dikkatini çekmişti.

    Yazıyı okumayı bitirdiklerinde ise etrafı koskoca bir beyaz ışık kapladı veee arkadan bir ses duydular.

    Asgard'a hoşgeldin oğlum...

    Picasso arkasını döndüğünde

    Hlidskjalf (tahtın ismi) oturmuş ve bu tahttan dokuz diyarda olan tüm olayları gözleyen. Ayrıca yeryüzüne ve gökyüzüne hakim olan,

    gerektiğinde kartala dönüşebilen ODİN i görür...

    Baba...

    The post was edited 1 time, last by kopuk#TR: server düzeltme ().

  • Brütüs bağırır.

    Hey siz zavallı beyinleri örümcek ağı bağlamış köleler sizi

    Biran önce şu taş anıtları buradan kaldırın yoksa Zeus sizi kılıcından geçirecektir.

    Köleler her bir dilden söylenmeye başlamışlardır ve Brütüsün verdiği işide yapmak zorundalardır.

    Her biri arkalarından yedikleri kırbaç darbesine karşılık olarak işlerini yapmaya devam etmektedir.


    Zeus usulca geldi ve içeri girdi pırılpırıl parlayan zırhlı atının üstünde.



    Brütüs hemen içeri buyur etti ve derin bir konsey içerisinde zamanın nasıl geçtiğini ve gece olduğundan haberleri olmamıştı.

    Ufak bir espiri ile Zeusa el şakası yapan Brütüs kahkaha atmaya başladı.

    Arkasında duran antik el yapması dev vazoya çarpıp düştüğünü gördüğünde ise opsss diyebildi sadece.

    Zeus kızgın birşekilde Brütüse baktığı sırada içeriye bir köle geldi ve yüce zeus dedi


    Brütüs bunu fırsat bilip belindeki altın kabzalı el hançerini çıkartıp

    Zeusun arkasından vurdu darbeyi

    Ağlama yeni arkadaşlarını bulacaksın gittiğin yerde.

    Diyip hepsi senin için Rome diye kahkaha attı..

  • Büyük kışın ardından yükselen kanlı savaşta geriye sadece iki krallık kalmıştı.Kan göllerinin içinde yüzen iki krallıktan biri gözleri kamaştıran Dünya Harika'sına sahip olacaktı.Ama sahip olacakları bu ödül kaybettiklerini geri getirebilecek miydi ? Acımasız Natarius'un önderliğindeki Natarlar zincirli zırhlarını giymiş,en iyi mızraklarını almış ve kuşatmaya doğru gidiyorlardı.


    Karşılarında ise krallarını kaybetmiş,onlara umut verebilen,ordunun başında olan kişiye güvenmekten başka çareleri olmayan Cermenler vardı.Kralları Cermenius'u kaybetmişlerdi son muharebede.Ama onun kılıcını yerden alıp onlara savaşı kazandıran Küçük Picasso vardı.Aslında asker değil hatta krallığın umut bağlayabileceği son kişiydi Picasso.Basit bir Balıkçılık yapıyordu sadece.Koskoca Natarius'un ordusuna karşı gelebilecek ordu bir balıkçının yönettiği Cermen ordusu muydu ? Buna Cermenlerden başka inanacak birini bulmak imkansızdı.


    Ama Picasso zeki biriydi,bir balıkçıya göre çok zeki.Her savaşı kazanmanın yolları farklıydı bunu biliyordu.Elinde kalan ordu zayıf,güçsüz ve çoğu köylülerden oluşuyordu.Yapabileceği en iyi şey savunma savaşıydı.Natarius'un ordusunun onlara ulaşmasına daha 1 ay vardı.Bu 1 ayda yapabilecekleri en iyi şey savunma için sur inşa etmekten başka bir şey değildi.Tüm krallık devasa bir sur inşa etmek için çalıştı.


    Büyük çarpışma vakti geldiğinde yılbaşına sadece saatler kalmıştı.Natarius kükredi ve hücum emretti.Picasso ise balıkçılıktan öğrendiği yem metodunu kullanmıştı.Büyüyle gizlenmiş Taş Anıtlar Natarius'un ordusunun ayaklarının dibinden yükseliyordu.Taş Anıtlarının içlerinden ise zehirli örümcekler sıçrıyordu.Natarların en büyük zayıflıkları örümceklerdi.Hiçkimse örümcekleri sevmezdi.Büyük Natar ordusu büyünün ve örümceklerin etkisinde kalarak büyük moral ve askeri güç kaybetmişti.


    Picasso'nun inşa ettirdiği surların geçemeyen Natarlar'ın ise canını savaş almamıştı.Tam yılbaşı vaktinde başlayan büyük kar fırtınası Natarius'un tüm ordusunu tuzla buz etmişti.Natarius büyük ordusunu kaybetmişti hemde basit bir balıkçıya karşı.Surların arkasından çocuklar bağırıyorlardı : Ağlama! Yeni arkadaşlar bulacaksın!


    Savaşı kazanan Picasco önderliğindeki Cermenler o büyük ödül olan Dünya Harika'sına sahip olmuşlardı.Bu büyük ödüle ise onlara son savaşa kadar yol gösteren Cermenius'un ismini verdiler.Büyük kışın bitişi,Natarlar'ın yok oluşu ve Küçük Picasco'nun zaferi.Ne ilginç bir yıldı değildi mi ?


    --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  • Bir zamanlar 3 krallığın hüküm sürdüğü.Yeni yerleşim yerlerini kurulması için taş anıtların dikildiği dört tarafı vahalarla çevrili Picasso resmi gibi hayatlar vardı.Kitlik artınca balıkçılık yeterli gelmedi.Birbiri ardına süren savaşlar sonucunda harabeler örümcek ağları kaplanmış top atışları ile yok olan krallıklar sıralanıyordu.opps oda ne yeni yüzler yeni dostlar bize ihanet eden dost gozuken düşmanlara inatla yardimimiza gelmisti. Yalnız bu ırklar ne Cermen ne galyali nede Romalı .Yeni bir krallık doğuyor puslu bulutların karlı dağların ardından.....kibrit/ wltest

  • Jhaan1905 | TR3


    Sınırlarından bir kez bile dışarı çıkmadığım krallığım, benim için Dünya sayılırdı. Benim kahramanım olan Babam, Balıkçılık yaparak geçimimizi sağlardı. Babam her sabah hava daha aydınlanmadan teknesine biner ve denize açılırdı. Her ne kadar çok onunla gitmek istesem de, kardeşimi yalnız bırakamazdım. Annem kahvaltıyı hazırlayıp, Krallıktaki terzilik işine giderdi. Kardeşim ve ben, bazen arkadaşlarla oyun oynar bazense evde kalıp vakit geçirirdik. Küçük yaşına rağmen çok iyi resim yaptığı için kardeşime Küçük Picasso , bana ise Einstein derlerdi.

    Yılın belli zamanlarında düşman Krallıklar ile savaşa gidenler arasında yer alan Babam evi bana emanet ederdi. Savaş bitip Babam eve döndüğünde hemen ona sarılır ve hikayelerini dinlerdik. Hayatını kaybedenler için ise Taş Anıt ta Anma Töreni düzenlenirdi.

    Soğuk ve kurak geçen kış mevsimin de çoğu zaman kimse dışarı bile çıkmaz, erzaklarını tamamlayıp evlerine dönerdi. Sıcacık evimiz de elimde bulunanlar ile birşeyler icat etmeye çalışırdım.

    Yaz olduğunda ise Demircinin yanına gider; ondan kılıç, kalkan ve daha birçok eşyanın nasıl yapıldığını öğrenmeye çalışırdım.

    Her ne kadar bilim adamı olmak istesem de Krallıkta bu bilimsel konularda yardım edebilecek kimsenin olmaması beni çok zorluyordu.

    Yaşım ilerledikçe aldığım başarılar, Kral Wing tarafından fark edildi ve huzuruna davet edildim. Kendisi ile konuşurken heyecandan elim ayağım titriyor ve doğru düzgün kendimi ifade edemiyordum. Kral beni fethettikleri bir köye Derebeyi olarak atamak istiyordu. Ailemden uzak kalacak olmak ne kadar zor olsa da Kralın bu teklifini hemen kabul ettim.

    23 yaşında en genç Derebeyi ünvanını almıştım ve ailem benimle gurur duyuyordu. Yola çıkmadan önce tüm köy ile vedalaştım. Derebeyliği yapacağım köye vardığımda ise benim için yeni bir hikaye başlamıştı...

  • Karanlık ladin ağaçları, Taş Anıt ve donmuş nehrin her iki yakasında yer alıyordu. Arazi öylesine cansız, ıssız ve soğuktu ki hüzün kelimesi bile onu tanımlamada yetersiz kalıyordu.
    Sessizlik her yanı sarmıştı.
    Ama yine de bu uzak yabani topraklarda dirençli bir yaşam vardı. Görünümleriyle kurttan farksız bir cermen sürüsü donmuş nehir boyunca ilerliyordu. Sırtlarında ki sık tüylü hayvan postları buz tutmuştu. Solukları havayla karışınca buharlaşıyor, sonra incecik buz taneciklerine dönüşüp tüylerine yapışıyordu. Cermenlerin önü sıra, ayaklarında kar ayakkabısı olan iki adam yürüyordu. Adamın sırtında ise çilesi sona ermiş küçük picasso misali bir adam yatıyordu; doğaya yenilmiş, artık bir daha kımıldayamayacak bir adam. Hiç kimse örümcekleri sevmezdi, vahşi doğanın hareketi sevmediği gibi. Hareket yaşam demekti ve doğa da hareketi durdurmayı hedefliyordu. Sular denizlere dökülmesin diye nehirleri donduruyor, ağaçları kurutmak için içlerindeki özsuları çekip alıyordu. Ama asıl düşmanlığı insanoğluna yönelmişti. Çünkü insan, yaratıkların en hareketlisi, durağanlığa karşı en başkaldıranıydı. Öyleyse ilk önce onun başı ezilmeliydi. Ağlama! Yeni arkadaşlar bulacaksın! desen ne fayda!

    Çok geçmeden sessizliği bir bıçak gibi yırtan bir çığlık duyuldu. İkisi de hemen sesin geldiği yöne yönelttiler bakışlarını. Ses çok yakınlarından, biraz evvel geride bıraktıkları kar denizinden geliyordu. Derken geriden bir ikinci çığlık daha duyuldu. Öndeki adam, “ Oops... Peşimize takıldılar” dedi.
    Sesi boğuktu, güçlükle konuşuyordu.
    “Et kıtlığı var” dedi arkadaşı. “Günlerdir tek bir tavşan bile görmedim”. Balıkçılık zaten buzla kaplı nehirde imkansızdı. Başka bir şey konuşmadılar, ama kulakları kendilerini izleyen av peşindeki seslerde idi.

    Uzaktan gelen çığlıklar ve ulumalar birbirini takip ediyor ve bu iki adamı yollarından edip ateş yakmaya mecbur bırakıyordu. Bir dursalar bir daha asla ilerleyemeceklerdi. Öyle de oldu. Yaktıkları ateşin gücü; içlerinde ki umut kadar küçücüktü. Kor gibi yanıp sönen gözler kampın etrafını çepeçevre sarmıştı. Ateş küçüldükçe yaklaşan çıtırtılar ve aç ulumalar artıyordu. Sonsuz uykuya dalmadan önce 'sıcacık ateşin karşısında iskambil oynadığımızı görebilecek miyim acaba?' diye aklından geçirdi.......


    RPG-7 Tr2n




  • ne yazıkki oyun dünyalarımız gerçek oyun dünyası gibi birebir o yüzden kalp kırıp moral bozmaya gerek yok dostluğun kazanması dileğiyle

  • Bir zamanlar yuksek dagların eteklerınde huzur ve yeni arkadaşlıkların kuruldugu dort tatafı vahalarla cevrili bırbırınden bagımsız dort krallık vardı (krallar kardesti)

    Bunların gecım sekıllerı soyleydı galyalılar tahıl ıslerınde romalılar demır madenı cermenler ormancılık ıle ugrasırken natar ırkları bu ırkların dısardan gelecek saldırılara karsı askeri orduları ıle koruma saglardı.Bir gün natarların kralı odin tum ırklara ihanet edıp gozetleme kulelerını mancınıklar ıle yıktı ve krallıklar surgun oldu.Butun krallıklar sürgün oldugu ıcın artık yenı yasam yerlerıne goc edıp yenı yerlesımler kurmak zorundaydı aclık hat saffada oldugu ıcın balıkcılık artmıstı.Artık eskı krallık bolgelerı terk edılmıs orumcek agları sarmıstı dort bıryanı

    Yenı yerlesim yerlerı ıcın gozculer yollayıp sehır gırışlerıne taş anıtlar dıkılıyor hızla yenı gelısmıs buyuk krallıklar dunya harıkası olacaktı



    Masal bu ya picasso resmıne benzeyecek bu krallıkları yonetecek kral adayları bırbırlerıyle yarısırken odın bır daha telakuza gectı o hevesle

    gece gunduz oyunda duran kralın hesabını ele gecırdı ne olacak hayın odin :DDDDD